Bir gün yatağımda uzanmış film izlerken zihnimde bir şekil belirdi izlediğim şeyden ilgisiz bir şekilde. Çizim defterime zihnimdekini geçirmeye çalıştım, ama pek beceremedim. Zihnimdeki görüntüyle kalakaldım, sonra da unuttum gitti. Bu sabah Pinterest'te dolaşırken zihnimdeki şekil karşıma çıktı, bakıp kaldım. Daha önce görmediğime eminim, sembolleri unutmam genelde. Yine de fazla emin olmaya gerek yok. Bilinçaltı; duyduğumuz ama duyduğumuzu unuttuğumuz, gördüğümüz ama gördüğümüzü unuttuğumuz şeyleri önemli ya da önemsiz demeden saklıyor, sonra da istediği zaman bilinç üstüne çıkarıyor. Hemen tütsümü, mumumu yaktım, beyaz çay yaptım, rahatlatıcı müziğimi açtım ve başladım araştırmaya, okumaya.
Zen; kökeni Hindistan'daki Dhyana okuluna kadar uzanan bir Mahayana Budist okulunun Japoncadaki ismi.
Sanskrit dilinde "uyanmak, idrak etmek, bilinçlenmek" anlamına geliyor "budh". Buddha ise; "uyanmış, idrak etmiş, bilinçlenmiş" anlamına geliyor. Yani hepimiz Buddha olabiliriz ama zor tabi.
Bu konuda okunulacak, öğrenilecek o kadar çok şey var ki. Her okuduğum başka bir şeye götürüyor, zincirleme hepsi ve sonu yok. Meditasyon yapabilen biri değilim.
Okudukça anladım ki Buddha olamadan öleceğiz. Böyle bir farkındalık, anda kalma, bilinç, zihin kontrolü, kendini biliş imkansız kadar zor. Aslında mantığını bile anladığımızı sanmıyorum.
Hevesle başladığım her şeyin sonu gibi oldu bu yazı da, pozitif başlayıp negatife döndü :)
Bu hayatlarda olmaz, bu kafayla olmaz. Şehir, ülke, hatta boyut değiştirmek lazım. Ya geçmişteyiz ya gelecekte. Kaçımız şu anda burada. Bunu yazarken bile ben burada değilim aslında. Aklım çoktan gitti. Geçmişte, çok mutlu ve huzurlu olduğum anlarda tüm duyularımla hissetmeye zorlardım kendimi. Bu anı unutma derdim zihnime, ellerime, burnuma, kulaklarıma, gözlerime. Kendimi tam veremediklerimi unuttum tabi. Ama öyle çok güzel anı, öyle çok mutlu anı biriktirmişim ki. Konuşulan bir konu, bir koku ya da herhangi bir şey götürüveriyor o ana. Ama o hislere götürmüyor. Mutluluğun, huzurun yerini burukluk almış. Mutlu olduğumuz anların toplamı ya hayat, ben yaşadığımı hissettiğim çok ana sahibim. Yaşarken sıkıcı gelen anlar dahi güzel hatırlanabiliyor.
Anda olmayı çoğu zaman istemeyiz ki zaten. Çünkü olmak istediğimiz yer çoğunlukla olduğumuz yer değil, gördüğümüz insanlar görmek istediklerimiz değil. Anın içinde mutlu olmak için sonsuz bir kabulleniş, demir gibi irade, sıfır melankoli, sıfır kaygı ve bolca odaklanma lazım. Bunları sağlayabilmek için uzun bir listem var. Bu da beni Zen'den uzaklaştırıyor, çünkü Zen; hangi durumda ve ne yapıyor olursan ol zihnin özgür olmalı diyor.
Belli ki bu konuya daha çok kafa yoracağım :)
Wikipedia'dan alıntılar içerir.

